3 Aralık 2014 Çarşamba
23 Eylül 2013 Pazartesi
Eğitimde eksiklikler- sosyal yoksunluk
Aslına bakarsanız her birimizin
içinde yaşadığı toplumda her gün yaşadığımız olaylar üzerinden bir tespitte
bulunmak niyetindeyim. Yakın tarihten birkaç örnekle başlamak istiyorum.
11
Mart 2011 günü Japonya, 9 şiddetindeki deprem ardından da yaşanan tsunami
felaketi ve Fukuşima nükleer santralinde yaşanan sızıntı ile sarsıldı. Bu
felaketlerin toplam bilançosu milyarlarca dolar, yıllar sürecek çevre felaketi
ve en önemlisi yüzlerce can kaybı oldu. Felaketin büyüklüğünü gözünüzde
canlandırmanızı istiyorum. Şimdi bahsetmek istediğim durum tam da felaketin
yaşandığı o günlerden. O dönemde tv de
izlediğim bir görüntüden kareleri elimden geldiğince tasfir etmeye çalışayım.
Haber şu şekilde; deprem ve sonrasında yaşanan felaket nedeniyle elektrik, su
ve telefon hatlarının kesilmesi üzerine dış dünya ile iletişimi kesilen bir
kasabaya devlet seyyar tuvaletler, mutfaklar ve telefon kulübeleri kurdu. Benim
için çarpıcı olan tablo ise şu oldu; günlerdir yakınlarından haber alamayan
ve/veya yakınlarını kaybeden, evlerini yurtlarını kaybetmiş, yarı aç yarı tok
çocukları kucaklarında onlarca Japon metrelerce uzanan telefon kuyruğunda
bekliyor. Başları önlerinde, sessiz ve tek sıra.
İkinci
örneğim başka bir fotoğraf karesinden. Her yıl okyanus kıyılarını kasıp kavuran
fırtına ve tayfun haberlerine her birimiz aşinayızdır. Bu felaketlerin ne denli
yıkımlara yol açtığını her yıl takip ederiz.
Geçtiğimiz
yıllarda bir gazetede gördüğüm bir fotoğraf ve haber şu şekildeydi. Okyanusa
kıyısı olan Amerikan eyaletlerden birine bu büyük fırtınalardan biri hızla
yaklaşmaktaydı. Amerikan hükümeti olağan üstü hal kararı alarak ilgili şehrin
acil boşaltılması talimatını verdi. Bu talimat üzerine insanlar araçlarıyla
şehri boşaltmaya başladı. Fotoğrafı ise gözünüzde canlandırmanızı istiyorum.
Şehrin beklide en önemli karayolu olan üç şeritli bir otoban. Üç şeridin tamamı
dolu, araçlar kontak kapatmış durumda. Yer yer araçlarından inen insanlar göze
çarpıyor. Aksi yönde şehre doğru yol alan birkaç kamu aracı göze çarpıyor. Ve
sıkı durun. Bu korkunç tabloda bizim görmeye alıştığımız bir eksiklik var.
Emniyet şeridinde bir tek araç dahi yok. Sanırım insanlar yeterince korkmamış,
aceleleri bekleyenleri veya merak ettikleri yakınları yok. Hiç biri kamu
görevlisi veya yüksek makamlarda ego sahibi kişiler değil.
Yukarıdaki
örnekleri okuyunca şunu düşünmeden edemiyor insan, aynı tablo bizim ülkemizde
olsa neler yaşanabilirdi? Her gün trafikte diğer vatandaşlardan daha acil
işleri olan onlarca insan emniyet şeridini kullanıyor. Ya da 7 gün ve 24 saat
kamu adına görev başında olan yetkililer. En basit sıra ve kuyruklarda dahi
önemli ve acil işleri olan insanlar olduğumuzu diğer vatandaşlara anlatmaya
çalışıyoruz.
Bu
örnekleri içinde yaşadığımız toplumda sadece bir günde onlarcası ile çoğaltmamız
mümkün. Benim bu noktada sormak isteğim şu ki; toplum içinde uyum içerisinde
yaşamak ve kişisel sınırlar noktasında farklı coğrafyalarda neden bu denli
farklılıklar bulunmakta olduğu.
Bu
durumla ilgili eminim ki bilim adamları onlarca araştırma yapmışlardır. Temel
sorun sanırım eğitimle ilgili. Eğitim ve sosyoloji ilişkisi. Sosyal hayata uyum
sağlamış bireyler yetiştirebilmekte. Özgürlüğümüzün sınırının bir başka bireyin
özgürlüğünün sınırında sona erdiğini öğrendiğimizde sanırım birçok sosyal sorunumuzu
da aşmış olacağız.
Konu ile
ilgili yeni ulaştığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak isterim.
JAPONLARDAN
ÖĞRENİLMESİ GEREKEN 10 NİTELİK...
Japonlar,
ne hıristiyan,
ne musevi
ne de müslüman.
Ne peygamberleri,
ne de kutsal kitapları var ama,
inandıkları insani değerler ile
bütün dünyaya ders verdiler.
Demek ki insan olmak, başka birşey.
İnternette yaygın biçimde dolaşan aşağıdaki metin Japonya deneyimine
ilişkin dikkate değer noktaları dile getirdiği için, Prof. Dr. Mikdat
Kadıoğlu'nun önerisiyle İngilizceden çevrilmiştir.
JAPONLAR'DAN ÖĞRENİLMESİ GEREKEN 10 TEMEL İLKE
Çeviren: Erkan Altinsoy (deprem danışmanı)
1. AĞIRBAŞLILIK
Hiçbir dövünme ya da aşırı hareketlerle ızdırap ifade etme görüntüsü
yok. Üzüntünün kendisi yüceltildi.
2. ONUR
Su ve yiyecek kuyruklarındaki disiplin. Hiçbir kaba söz ya da sert el
kol hareketi yok. Sakinlikleri övgüye değer.
3. YETENEK
Örneğin, inanılmaz mimarlar. Binalar sallandı ama yıkılmadı.
4. ERDEM
İnsanlar sadece o anda gerksinmeleri olanları aldılar, herkes bir
şeyler alabilsin diye.
5. DÜZEN
Hiçbir dükkan yağmalama yok. Yollarda korna çalmak, sollamak yok.
Sadece anlayışlı tavırlar.
6. ÖZVERİ
Elli çalışan deniz suyu pompalamak için nükleer reaktörlerin içinde
kaldı. Bunların yaptıklarının karşılığı nasıl ödenebilir?
7. DUYARLILIK
Lokantalar fiyatlarında indirim yaptı. Korunmayan bir bankamatiğe hiç
kimse saldırmadı. Güçlüler zayıflara baktı.
8. EĞİTİM
Yaşlılar ve çocuklar dahil herkes ne yapacağını tam olarak biliyordu.
Aynen de yaptılar.
9. MEDYA
Bültenlerde kendilerini mükemmel bir şekilde dizginlediler. Aptalca
konuşan muhabirler/spikerler yoktu. Sadece sakin bir şekilde yapılan
habercilik. En önemlisi de,
DURUMDAN FAYDALANARAK KOLAY YOLDAN KENDİNE
PAY ÇIKARMAYA ÇALIŞAN POLİTİKACILAR YOKTU.
10. VİCDAN
Bir mağazada elektrikler kesildiğinde, insanlar aldıkları şeyleri
tekrar raflarına koydular ve sessiz bir şekilde çıktılar.
Ülkeleri dev bir afete uğramış durumdaki Japon vatandaşlarından
dünyanın alacağı çok dersler var.
Japonlar,
ne hıristiyan,
ne musevi
ne de müslüman.
Ne peygamberleri,
ne de kutsal kitapları var ama,
inandıkları insani değerler ile
bütün dünyaya ders verdiler.
Demek ki insan olmak, başka birşey.
İnternette yaygın biçimde dolaşan aşağıdaki metin Japonya deneyimine
ilişkin dikkate değer noktaları dile getirdiği için, Prof. Dr. Mikdat
Kadıoğlu'nun önerisiyle İngilizceden çevrilmiştir.
JAPONLAR'DAN ÖĞRENİLMESİ GEREKEN 10 TEMEL İLKE
Çeviren: Erkan Altinsoy (deprem danışmanı)
1. AĞIRBAŞLILIK
Hiçbir dövünme ya da aşırı hareketlerle ızdırap ifade etme görüntüsü
yok. Üzüntünün kendisi yüceltildi.
2. ONUR
Su ve yiyecek kuyruklarındaki disiplin. Hiçbir kaba söz ya da sert el
kol hareketi yok. Sakinlikleri övgüye değer.
3. YETENEK
Örneğin, inanılmaz mimarlar. Binalar sallandı ama yıkılmadı.
4. ERDEM
İnsanlar sadece o anda gerksinmeleri olanları aldılar, herkes bir
şeyler alabilsin diye.
5. DÜZEN
Hiçbir dükkan yağmalama yok. Yollarda korna çalmak, sollamak yok.
Sadece anlayışlı tavırlar.
6. ÖZVERİ
Elli çalışan deniz suyu pompalamak için nükleer reaktörlerin içinde
kaldı. Bunların yaptıklarının karşılığı nasıl ödenebilir?
7. DUYARLILIK
Lokantalar fiyatlarında indirim yaptı. Korunmayan bir bankamatiğe hiç
kimse saldırmadı. Güçlüler zayıflara baktı.
8. EĞİTİM
Yaşlılar ve çocuklar dahil herkes ne yapacağını tam olarak biliyordu.
Aynen de yaptılar.
9. MEDYA
Bültenlerde kendilerini mükemmel bir şekilde dizginlediler. Aptalca
konuşan muhabirler/spikerler yoktu. Sadece sakin bir şekilde yapılan
habercilik. En önemlisi de,
DURUMDAN FAYDALANARAK KOLAY YOLDAN KENDİNE
PAY ÇIKARMAYA ÇALIŞAN POLİTİKACILAR YOKTU.
10. VİCDAN
Bir mağazada elektrikler kesildiğinde, insanlar aldıkları şeyleri
tekrar raflarına koydular ve sessiz bir şekilde çıktılar.
Ülkeleri dev bir afete uğramış durumdaki Japon vatandaşlarından
dünyanın alacağı çok dersler var.
16 Eylül 2013 Pazartesi
16 Mayıs 2013 Perşembe
Yayınlanmayı bekleyen konu başlıklarım
Ø Fırsatlar,
İnsanlar
Ø Yanlış
sistemden doğru iş çıkmaz
Ø İnisiyatif
sahibi insan
Ø Eğitimde
eksiklikler 1-sosyolojik yoksunluk
Ø Eğitimde
eksiklikler 2-yan dal
Ø Mutlak
doğru
Ø Oyuncaklarımız
“çocuklar”
Ø Alternatif
siyasal model
Ø Öğrenme
Ø Bu
adamlar
Ø Korktuğumuz
kişi miyiz?
Ø Sonsuz
değişken “insan”
Ø Türkiye
de olmayan sınıf “aristokrasi”
Ø Hırsız
var “teknoloji”
Ø En
önemlisi
Ø Ölümüne
rekabet “kadın”
Ø Davranışsal
değişim
Ø Yaradılış
ve evrim çatışması üzerine
Ø Ben
kahramanım
Ø Ah
bizim çocuklar
Ø Doğa
intikamını alıyor
Ø Hayalsiz
çocukluk
Ø Aile
reisi
Ø Zayıf
insan
Ø Beğenmek
faydasız
Ø Öğrenmeyi
öğrenmek
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Doğa intikamını alıyor
Denemeler-2
Yüzyıllardır
insanoğlu toprak anaya bağımlı yaşadı. Ekinini ekti, mahsulünü topladı, uğruna nice
evlatlar yitirdi, canlarını bu topraklara defnetti. Gün gelip kendinden emin
olan insanoğlu bir şeyi fark etti. Toprağa hükmetmeyi. Bağımlılık artık
karşılıklı işbirliğine dönüşmüştü. Bu işbirliği sanayi devrimine kadar devam
etti.
Sanayi
devrimi insanoğlunun hayatında birçok alanda keskin bir değişim demekti. Emek
yoğun ve toprağa bağımlı olan insan, toprakla yaşadığı mücadele ve işbirliğini
bir kenara bırakarak makineler ile anlaşmalar yapmaya başladı. Lakin unuttuğu
ve gözden kaçırdığı bir detay söz konusu idi.
Doğa insanoğlunun
bu kirli işler için kendinden aldıklarını geri istiyordu.
İktisat
biliminin temelini oluşturan sınırsız istekler ve sınırlı kaynaklar tanımı işte
tamda burada vukuu buldu. İnsan hep daha fazlasını istemeye devam etti. İnsan
var olduğundan bu yana hiç olmadığı kadar, geçtiğimiz yüzyılda dünyayı
kirletti. İçinde bulunduğumuz kâinatın doğal dengesi olan siyah varsa beyaz,
pozitif olduğu için negatifin olması gerçeği gereği bir bedel ödemesi
gerekmekteydi.
Hayvanları,
virüsleri, salgınları, polenleri, doğal afetleri, dünyanın doğal dengesine
dönmek adına kullandığı elleri kolları olarak düşünebiliriz.
Örneğin alerji,
allerjen olarak adlandırılan normalde zararsız olan madde ya da maddelere karşı
vücudun aşırı derecede ve zararlı bir savunma tepkisi göstermesidir.
Modern dünyadaki alerjenlerin sayısının artması, bunun yanında bağışıklık
sisteminin her geçen gün zayıflaması ile birlikte alerji vakaları artmaktadır. Doğanın
burada oynadığı rol yadsınamaz bir gerçektir.
Olumsuz
sonuçlardan bir diğeri de kısırlık. Kısırlık gebeliğin belli bir süre geçmesine
rağmen gelişmemesi olarak adlandırılır. Kısırlık ile ilgili sağlıklı
istatistikler bulunmamasına rağmen her geçen gün arttığı bilinmektedir. Modern
hayatın her alanında karşımıza çıkan radyasyon, gdo içeren ve endüstriyel
yiyecekler, zayıflayan insan metabolizması ile birlikte doğurganlığın azaldığı
görülmektedir. 2006 yılı yapımı "Children of Men" son umut
filminde dünyada son doğan bebeğin üzerinden 19 yıl geçmesi ile birlikte yaşanan
kaotik ortam anlatılmaktadır. Film bir komplo teorisi dahi olsa böyle bir
geleceğin bizlere neler getirebileceği konusunda ürpertici fikirler vermektedir.
Virüs canlı
hücreleri enfekte edebilen mikroskobik tanecik olarak tanımlanır. HİV,
rota, İnfuenza ve diğerleri. Sayıları her geçen gün artan tedavisi zor, menşei
kimi zaman bilinemeyen mikroorganizmalar. Modern toplumun korkulu rüyası,
birçok komplo teorisinin çıkış noktaları. Acaba virüsler doğanın bir intikam
aracı olabilir mi ?
Sınırlarını
değiştirmeye çalışarak doldurduğumuz deniz alanları, doğadan çaldığımız sanayi
bölgeleri, tabiatı yok ederek açtığımız yerleşim alanları, zaman zaman doğanın
sel, deprem, tayfun gibi elleri tarafından geri alınmakta.
Bu liste
böyle uzayıp gidebilir. Bu savaş nerde nasıl son bulur bilinmez ama insanoğlunun
neyi ne ile değiştiğini bir kez daha düşünmesinde fayda var diye düşünmekteyim.
Kaynaklar:
Wikipedia, imdb, saglik.gov.tr
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



